SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE SİVİL KATILIM -Palle Westergaard Ekip Lideri
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE SİVİL KATILIM
Palle Westergaard
Ekip Lideri
Bu yayın Avrupa Birliğinin desteğiyle hazırlanmıştır. Yayının içeriğinden yalnızca TACSO sorumludur ve yayının içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmaz. Yayının içeriği kamuya açıktır ve serbestçe çoğaltılabilir. Bu yayını kullanmayı tercih ettiğinizde kaynağını TACSO olarak gösteriniz ve yayının kopyalandığı internet sitesinin adresini veriniz. Yayından alıntı yapacağınız durumlarda yazarların ve bağlı oldukları kuruluşun adını belirtiniz.
Batı Balkanlar ve Türkiye’yi içeren sekiz ülkede faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları için Teknik Destek Projesi– TACSO güçlü ve etkili bir Sivil Toplum sektörünün oluşmasına destek vermekte ve fırsatlar yaratmaktadır. Sivil Topluma yapılan bu yatırımın temelinde, AB ekseninde yürütülen siyasi, ekonomik ve sosyal süreçler ardından demokratik gelişimin önemli bir ön şartı olan konuya odaklı ve iyi işleyen bir Sivil Toplum gerektirdiğine olan inancımız yatmaktadır.
TACSO’nun önemli bileşenlerinden biri olan STK’ların Kapasitesini Geliştirme bileşeni STK temsilcilerine yeni yöntemlere ve tekniklere ilişkin bilgiler sunma ve birbirleri ile bilgi ve deneyim paylaşımı imkânı vererek kapasitelerini artırmayı hedeflemektedir.
SİVİL KATILIMIN TANIMI VE YÖNETİŞİM İLİŞKİSİ
Sivil katılım hakkındaki “esas meseleye” girmeden ve STK’ların katılımcı karar alma süreçlerine katkısını nasıl güçlendireceklerini anlatmadan önce, sıkça kullandığımız “katılım” kelimesinin altında yatan kavramları incelemekte fayda görüyoruz. Bu kavramların ne olduğu ve örgütlenmiş sivil toplumun çalışmalarında neden önem taşıdığı hakkında ortak bir anlayışa sahip olmalıyız. Bu nedenle aşağıdaki paragraflarda STK üyeleri, çalışanları ve gönüllülerinin üzerinde tartışması beklentisiyle konuya giriş niteliğinde bilgiler verilmektedir. Kavramı tanımlamaya “katılım” ile “demokrasi” arasındaki bağlantıyı ve bu iki kelimenin bir araya geldiğinde kişilerin hayatlarını nasıl daha iyi hale getirebildiklerini anlatarak başlayacağız.
Temsili demokrasi, AB’de ve Batı Balkanlar ile Türkiye’de görüldüğü şekliyle, seçilmiş kişilerin halkı temsil etmesi ilkesi üzerine kurulmuş bir yönetim biçimidir. Seçilen temsilciler (seçim süresi boyunca) bağımsız bir yönetim organı oluşturarak, halkın çıkarına hareket etme sorumluluğunu taşır. Ancak bu kişiler, halka vekalet eden temsilciler olarak değil (hatta bazen halkın istekleri dışında hareket eden temsilciler olarak) değişen koşullar karşısında çabuk ve güçlü kararlar almaya yeten bir yetkiyle donatılır.
Günümüzde, liberal temsili demokrasilerde, temsilciler genellikle “bağımsız ve eşit” olma iddiasındaki çok partili seçimler ile seçilir. Liberal demokraside temsilcilerin gücü genellikle bir anayasa ile (anayasal demokrasi ya da anayasal monarşi biçiminde) ya da temsil gücünü dengeleyici diğer tedbirlerle kısıtlanmaktadır.
Yurttaşların kamu görevlilerini seçme ve kendi görüşlerini temsil etme hakkını verme kapasitesi, hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi ilkelere sadık kalan sağlam ve etkili bir hükümet kurma gibi diğer temel demokrasi ilkeleriyle el ele var olmaktadır. Bununla birlikte, oy verme sivil katılımın tek biçimi değildir: kamu tartışmaları, kamu toplantıları, kampanyalar, kamuoyu yoklamaları, yurttaş danışma komiteleri, dilekçeler, yazılı bildirimler, yardım hatları ve ‘video kutuları’, mektuplar, çevirimiçi forumlar ve puan kartları yurttaşların ya da yetkililerin politika oluşturma süreçlerine kamunun katılımını artırmak için kullanabileceği araçlardan bazılarıdır. Sivil katılım hükümet ile halkı birbirine yakınlaştırır.
Yurttaşların politika hedefleri ve önceliklerini belirlemelerini, politikacıların ve idarecilerin davranışlarını denetlemelerini ve yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmelerini, kendi görüşlerini ifade
etmelerini, bilgi paylaşımında bulunmalarını, ihtiyaçları ile sorunlarını öne çıkarmalarını, karar alma süreçlerine katılmalarını, ek kaynakları tespit etmelerini, uygulama politikalarının
sonuçlarını izleme ve denetlemelerini ve daha bir çok benzer faaliyette bulunmalarını sağlar.
Kısacası, kamu politikalarına yönelik temsili yaklaşımın “yönetim”den “yönetişim” anlayışına geçişi kolaylaştırdığını söyleyebiliriz. “Yönetişim” bir kamu politikasının oluşturulması ve uygulanmasında çok daha fazla aktörün sürece dahil olmasını içerdiğinden, eski devlet yapılarından kamu ve özel kuruluşların bir arada yönetime katıldığı yeni kurumsal yapılara geçilmekte olduğu görülmektedir. Çok aktörlü karar alma süreci, yönetişim kavramının en belirleyici özelliklerini sahiplenmemizi kolaylaştırır.
Bu özellikler, en iyi şekilde toplum için bir dizi öncelik belirleme kapasitesi, uyumu koruma, idareyi ele alma ve hesap verebilirlik olarak özetlenebilir.